Dinkulturum.com » Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni'nin Sitesi yıllık plan günlük plan sınav soruları zümreler etkinlikler sunum sınıf ödev performans 2008 2009 çalışma kağıtları Dinkulturum.com » Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni'nin Sitesi yıllık plan günlük plan sınav soruları zümreler etkinlikler sunum sınıf ödev performans 2008 2009 çalışma kağıtları
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Kasım 23, 2008, 09:05:14 pm


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tende Can, Canda Canansın Efendim  (Okunma Sayısı 402 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
NAZAR
Yeni Üye
*

Karma: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6



« : Haziran 26, 2008, 10:51:27 pm »



Doç. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
Cumhuriyet Üniv. İlahiyat


Sahabeler, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e öyle derin bir sevgi ve aşk duymuşlar ki, dünyada da, ahirette de bir an olsun ondan uzak kalmak, onlar için en büyük üzüntü ve korku olmuştur. Bu sevgiyi Hz. Âişe’nin ağzından çıkan ifadelerde görmek mümkündür:

“Bir adamki bunun Sevbân olduğu tespit edilmiştir- Peygamber (s.a.s.) Efendimize gelerek dedi ki: “Ya Rasûlüllah! Süphesiz ki sen, bana hem çoluk çocuğumdan hem de malımdan daha sevgilisin.Doğrusu seni düşündükçe sabrım tükeniyor, gelip görünceye kadar bu hâlim devam ediyor. Bir de kendi ölümümü ve senin ölmeni düşünüyorum da büsbütün üzülüyorum. Biliyorum ki, sen cennete girince peygamberlerle birlikte yüce makamlara yükseleceksin. Ben de cennete girince ayrı bir yerde bulu nacağım ve bir daha seni göremeyeceğim!" Bunun üzerine şu ayet-i kerime indi: “Öyle ya, kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet sunduğu peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar ise ne güzel arkadaşlardır." (Nisâ, 69)

Anlatılan olayda da görüldüğü gibi, ashabın Hz. Peygamber’e olan candan sevgileri öyle bir boyuta ulaşmıştı ki, kendisinden bahsedilince gözyaşlarına hakim olamıyorlardı. Hz.Ömer’in oğlu Abdullah ne zaman Hz. Peygamber’in adı geçse, kendisini tutamaz, gözyaşı dökerdi(Abdullah Nâsıh Ulvan, İslâm’da Aile Eğitimi, çev: Celal Yıldırım, VI.baskı, Ankara, II, 479-480).

Sahabenin Hz. Peygamber’e olan sevgi ve muhabbeti, onun vefatından sonra da aynı canlılığını ve tazeliğini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Ümmü Seleme’nin anlattıkları, bize bu yakınlık ve dostluğun katıksız ve açık ipuçlarını vermektedir:

Sevgili’sine Ağlayan Medine Halkı

Rasûlüllah Efendimizin vefatı üzerine toplanıp ağladığımız ve bütün bir gece hiç uyumadığımız, sık sık Rasûlüllah’ın nâşına bakıp teselli bulmaya çalıştığımız bir sırada ansızın hafriyatçıların kazma kürek seslerini duyduk. Seher vaktinde Rasûlüllah Efendimiz için kabir hazırlıyorlardı. Bu hepimize dokundu, biz de Medine halkı da elde olmayarak ağlayan göz yaşlarımız içinde seslerimizi yükselttik. Medine çalkalandı. Bu sırada Bilal sabah ezanını okudu, okudu ama boğuk bir sesle. Bu hepimize fazlasıyla dokundu, büsbütün üzüntümüzü artırdı. Medine halkı kazılmakta olan kabre doğru yürüdü, hazırlayanlar kapıyı içerden kapamak zorunda kaldılar
(Ulvan, age, II, 481).
Allah Rasûlü’yle bir arada bulunmanın etkisi, bu görünen âlemden ayrılmasından sonrada Hz. Enes’in üzerinde derin bir sevgi yumağı
şeklinde sürmüştür. Onun şu sözleri gerçekten ne kadar büyük bir vefanın tesirinde olduğunun açık göstergesidir:
“Hiçbir gece yok ki, çok sevdiğim Rasûlüllah Efendimizi rüyamda görmemiş olayım."

Hz. Enes bu sözleri söylerken bir yandan da ağlar, gözleri yaş ile dolardı.(Ulvan, age, II, 480)

Peygamber’inden Sonra Ezan Okuyamayan Bilal

Diğer bir Peygamber aşığı Bilal, vefatından sonra bir daha ezan okumamış ve hatta Allah’ın Habibi’nin ayrılığı onu o kadar etkilemiş ki, Medine’yi bile terk etmiştir. Nihayetinde Bilal, Şam yakınında Dâriyya denilen bir bölgeye yerleşmiştir. Bir gece rüyasında Rasûlüllah Efendimizi görmüş, Hz. Peygamber ona şöyle hitapta bulunmuş: “Bu ne cefa ya Bilal. Artık beni ziyaret etme vaktin gelmedi mi." Bu sesleniş üzerine Bilal hem derin bir üzüntü, hem korku içinde uyanmış ve vakit kaybetmeden devesinin sırtına atladığı gibi Medine yolunu
tutmuştu. Gelip Rasûlüllah Efendimizin kabr-i şeriflerini ziyaret etmiş, hem ağlamış, hem yüzünü kabrin misk topraklarına sürmüştü.Bu sırada Hasan ile Hüseyin içeri girmiş ve Bilal’i görünce sarmaş dolaş olup hasret gidermişlerdi. Peygamber Efendimiz’in bu iki güzide torunu Bilal’dan, Rasûlüllah Efendimiz devrinde okuduğu gibi bir ezan okumasını rica etmişlerdi. Onların bu arzusuna karşı koyamayan Bilal Mescid’in damına çıkıp eskiden ezan okuduğu yerde durarak, “Allahu Ekber Allahu Ekber" diye başlayınca Medine yerinden oy-
namış, bir anda ortalık onun o güzel sesiyle çalkalanmıştı. “Eşhedü Ellâ Ïlâhe Ïllallah" deyince ortalık büsbütün çınlamış, sanki yer yerinden oynayıp Medine başka bir Medine olmuştu. “Eşhedü enne Muhammeden Rasûlüllah" cümlesini söyleyince, kadınlar boyunlarını örtülerinin altından çıkarıp, “Rasûlüllah Efendimiz tekrar dünya’ya mı döndü." diye sormaya başlamışlardı. Rasûlüllah’ın vefatından sonra hiçbir gün Medine’de böylesine göz yaşları akıtılmamıştır. (Ulvan, age, II, 480-481)

Batılıları Şaşırtan Peygamber Sevgisi

Hz. Peygamber’e yönelik aşırı sevgi ve aşk,birçok Batılıyı da şaşırtmış ve etkilemiştir. Bu çerçevede Ïslâm hakkında müspet ve ön yargısız düşünce ve eserleriyle bilinen nadir Batılı entelektüellerden birisi olan Karen Armstrong’un, Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkındaki şu değerlendirmeleri önemlidir:

“Gerçekten, Hz. Muhammed’in kendisi de davranışlarında bir “kardeşlik" anlayışını benimsiyordu. Düşmanlarının ölesiye korktuğu bu adam, karşı karşıya olduğu tehlikeye rağmen çok mutlu olan Müslüman toplum içinde çok seviliyordu. Hz. Muhammed, kendisiyle diğer Müslümanlar arasına bir resmiyet uçurumu koymaya yanaşmamıştı. Abartılı unvanlardan nefret ediyor, genellikle caminin zemininde oturuyor, sık sık toplumun en yoksul üyelerinin arasında yer alıyordu. Özellikle çocuklar ona bayılıyordu. Bir araya geldiklerinde çocukları kucağına alıp kucaklıyor ve öpüyordu. Bir seferden döndüğünde, çocukların onu karşılayıp bir zafer alayı şeklinde vahaya getirmesi gelenek hâline gelmişti. Cuma namazı sırasında camide bir bebeğin ağladığını duyarsa, namazı her seferinde plânladığından daha önce bitirirdi; bebeğin annesinin içinde bulunduğu zor duruma dayanamazdı..."

“Bizler Batı’da asırlar boyunca Hz. Muhammed’i asık suratlı, acımasız bir savaşçı ve duyarsız bir politikacı olarak gördük; oysa son derece nazik ve duyarlı bir adamdı..."(Karen Armstrong, Hz. Muhammed İslâm Peygamberinin Biyografisi, çev: S. Yeniçeri, İstanbul 2005, 337-338)

Bu sözlerin de teyit ettiği gibi, herkesin dostu olan Hz. Peygamber’in merhameti ve sevgisi evrensel bir nitelik göstermektedir.Sevgisi yeryüzünde yaşayan her varlığı içine alan Kutlu Peygamber, Allah’ın bütün yaratıklarına bu dünyada eşine rastlanması mümkün olmayacak kadar büyük şefkat ve merhamet gösteren bir insandır.
Rahmet ve sevgisi, Araplara veya Arap olmayanlara yönelik değildi, bilakis inanç, renk, ırk, makam ve cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm insanlığı kapsamaktadır.Onun sevgi ve merhametinin ilk muhatapları,evde yakınları, ailesi, çocukları ve hizmetçileri olmuştur. Arkasından fakirler, miskinler, yetimler ve dullar, onun şefkat ve merhametinden nasiplenmişlerdir. Hz. Peygamber, çocuklar ve kadınlara özel muamelede bulunmuştur. Sevgi Peygamberi sayesinde kadınların toplumdaki statüleri daha üst bir düzeye ulaşmıştır. Bunun yanında Hz. Peygamber onlara karşı yaşadığı toplumda benzeri görülmeyecek derecede nazik ve şefkatli davranmıştır. Çocuklar evde, oyunda, yolda, mescitte, nerede karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, onun sevgisinden bes-
lenmişlerdir. Çocuklarla birlikteyken sevgisi sınırsız olan Hz. Peygamber’in bu mukabelesinde, onlar özel ve sıcak bir ilişkileri olduğunu hissederler ve gördüklerinde ana babaları geliyormuş gibi, ona doğru koşarlardı. Köleler,hürriyet ve insanlık onurlarını onun gayretler riyle elde etmişlerdir. Bununla beraber zafer zamanlarında düşmanlarına karşı yüksek bir ruhla muamele etmiş ve onlara anlatılamaz derecede merhametli ve müşfik davranmıştır.O, öyle bir şefkat ve rahmet modeli idi ki, kızını yaralayanı, amcasının kalbini ve ciğerini sökenleri, kendisine savaş açanları, eziyet ve alay edip taş atanları bile bağışlamış; himaye etmiştir. (Afzalurrahman, Sîret Ansiklopedisi, çev: Ko-
misyon, II. baskı, İstanbul 1996, III, 278)

Halkının Duygularına Değer Veren Yönetici

Hz. Peygamber muhataplarını tanımaya ve onları anlamaya ehemmiyet gösterir, onların duygularına ve isteklerine fert olarak değer verir, yakından ilgilenir ve ortak birleşme noktaları arardı. Eylemlerinde kin, öfke ve zorbalık değil; af, müsamaha, yumuşaklık, şefkat ve merhameti öne çıkarırdı.(İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, Ankara 2003, 264)

Hz. Peygamber insanların hata ve eksikliklerini yüzüne vurmaz, mahcup etmez, eleştirilerini isim vermeden yöneltirdi. Muhataplarının sert karşılık vermelerine ve şiddet uygulamalarına mukabil, sürekli azim ve davetini sürdürmüştür. Özellikle Mekke döneminde,daveti kabul etmeyen kabilelerden bazıları kaba, bazıları kibar, bazıları kaçamak bir şekilde olumsuz reaksiyon göstermişlerdir. Fakat o, ümitsizliğe kapılmadan, azim ve sebatla gayret göstermiş, her fırsatta mesajını ulaştırmanın gayreti içinde olmuştur. Ancak barış ve şefkat Peygamberi, hiçbir kimseye İslâm’ı kabul etmesi için baskı yapmamıştır. Çünkü onun misyonu insanları zorla dine sokmak değil; İslâm’ı anlatmak ve uyarmaktır. (Sarıçam, age,264)

Sahabenin Hz. Peygamber’e olan bağlılık ve sadakatinin derecesi, Hz. Ali’nin şu sözlerinde gizlidir:
“Ondan, ‘Peygamber (s.a.s.)’e karşı sevginizin ölçüsü ne idi.’ diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: ‘Şüphesiz ki Rasûlüllah Efendimiz


bize hem malımızdan, hem evlâdımızdan, hem de baba ve annemizden daha sevgili ve sevimli idi. Aşırı susuzluk baş gösterdiği zaman soğuk suya olan sevgimizden daha fazla onu severdik."( Ulvan, İslâm’da Aile Eğitimi, II, 479)

Hz. Peygamber, diğer insanlara karşı özellikle şu eylemleri yapmaktan şiddetle kaçınmıştır: Hiç kimseye kötü demezdi. Hiç kimsenin eksiğini aramaz, hiç kimsenin sırrını merak etmez ve kimseye söylemez, iyi sonuçlar alınabilecek ve fayda temin edecek sözler söylerdi.

Sevgisiyle İtaat Ettiren Devlet Başkanı

İhtiyaç hâlinde sürekli kendisine tercih ettiği yakın arkadaşları olan Müslümanların, Hz.Peygamber’e karşı davranışları âdeta bir ibadet şuuru ve bilinci içinde cereyan ediyordu.O konuşurken, sahabe sanki başlarına kuş konmuş da ürkütmemek için sessizce duruyorlarmış gibi başlarını öne eğerek hareketsizdinlerler, ancak o sustuktan sonra aralarında konuşurlardı. Karşısında biri konuşurken, sözünü kesmeden sessizce dinlerdi. İnsanların güldüğü şeye o da tebessüm ederdi. Hayret ettiği şeye de hayretini belli ederdi. Yabancı bir adam pervasızca konuştuğunda, Hz. Peygamber tahammül gösterirdi. Başkalarının ağzından kendisinin övülmesini dinlemeyi sevmezdi. Ama eğer biri kendisinin iyilik ve ikramına teşekkür ediyorsa kabul buyururdu.(Bu konuda Hz. Peygamber’in şu sözü kayda değerdir: “Halka teşekkürde bulunmayan Allah’a da şükretmez." Bkz.Tirmizî, Birr, 35, h. no: 1955; Ebû Davud, Edep, 12, h. no.4811; Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr, 88, h. no. 2035)

Konuşan kimse kendiliğinden susmuyorsa, konuşmasının arasına girip sözünü kesmezdi. Son derece cömert, son derece doğru sözlü, son derece yumuşak yapılı ve son derece hoş sohbetti.Eğer biri kendisini ansızın görürse haşmetinden ürperirdi. Ama yakından tanıdıkça kendisine muhabbet duymaya başlar, ısınırdı." (Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed (Sîretü’n-Nebî), çev: Yusuf Karaca, İstanbul 2005, II, 57)
Şu hâlde Hz. Peygamber’in hayatı şu ifadeler etrafında şekillenmiştir:

“Muhammed bir yetim olarak doğmuş ve çocukluğunu fakirlik içinde geçirmiştir. Ancaken büyük servet olan doğru ve çalışkan bir genç şöhretini de kazanmıştır. Onun, sevecen ve müşfik davranışı, dürüst ve Hakk’a uygun hayatı ve güzel ahlâkı tüm Mekke halkının hayranlık, sevgi ve saygısına mazhar olmuştu.Genç bir adam olduğunda, Muhammed (s.a.s.),dürüst bir tüccar, nazik, müşfik, sadık bir koca olarak biliniyordu. Daha sonra, Medine Devleti’nin Başkanı ve savaşta müminlerin komutanı olarak, merhametli, affedici, hayırsever veâdil bir insan olarak ün yapmıştı. Her sahadan kadın-erkek herkesin, onun hayatından gerçek bir örnek alacağına ve bu kahraman önderin, onları gerçek başarı ve mutluluğa ulaştıracağına şüphe yoktur." (Afzalurrahman, Sîret Ansiklopedisi, I, 84-85)

Kısacası, Kur’an’ın ifadesiyle “üsve-i hasene" olan İslâm Peygamberi’nin hayatı ve öğretisi o kadar açıktır ki, bir cümle ile ifade edilebilir; Allah’a iman ve O’nun yarattıklarına karşi sevgi. (Afzalurrahman, age, V, 367)

Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s.), insanlık için barış ve merhametin örnek uygulamalarını göstermiştir. Batı’da ve Doğu’da onun hakkında aksi söylemler, tarihî ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmaz. Peygamber’in icraatları, ırk, renk, dil ve etnik köken farkı gözetmeksizin bütün insanlığın iyiliğini ve faydasına yönelik olmuştur. Peygamber ile diğer insanların hayatı arasında bir fark gösterilecekse, o da Hz. Peygamber’in hayatının bütün Müslümanlara, hatta bütün insanlara model olmasında aranmalıdır.

Düşünen varlıkların dışındaki diğer canlıları da ihmal etmeyen Son Peygamber, hayvanları sevmiş, ashabın da hayvanlara kötü davranmamaları konusunda uyarılarda bulunmuştur.

Kısaca, yanlış davranışları daima affedip şefkatle yaklaşarak engelleyen Hz. Peygamber, sevginin nefreti önleyeceği ve saldırganlığın yenileceğine inanmış, bunu takipçilerine uygulamalı bir şekilde göstermiş ve böylece ispatlamıştır.

Modern zamanların yönetim anlayışlarının gerçekleştirmeye çalıştığı ama tam olarak başaramadığı bir husus olarak yöneten ile yönetilen arasındaki ilişki, Peygamber (s.a.s.)’in idaresinde mükemmeldir.

Nitekim idare ettiği toplumu herhangi bir hükümdarla karşılaştırılmayacak bir şekilde daha yüksek bir seviyeye çıkaran Hz. Muhammed, siyasetçi olarak da eşsizdir. Önce bir peygamber, sonra da bir insan olarak Yüce Nebî, temenni edilmese de bazen oluşu engellenemeyen savaşın da, düşmanın da hak ve hukukunun olduğunu insanlığa hatırlatmıştır.

Erdemli Medeniyet İnşâcısı

Hz. Muhammed (s.a.s.), diğer insanlara gösterdiği nezaket ve merhametin aynısını fark gözetmeksizin düşmanlarına da göstermiştir.Bununla birlikte canilik ve vahşet, özellikle de bunun kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve din adamlarına yapılması, Peygamber tarafından mutlak şekilde yasaklanmıştır. Hz. Muhammed’in bu uygulamaları, insanlık onuruna duyulan saygının gerçekleşmesine, zulüm ve vahşetin engellenmesine yönelik bir kaygının neticesi olarak dünya barışına büyük bir katkıda bulunmuştur. Bu sevgi ve barış selinin sayesindedir ki, onun takipçileri Kudüs’te, Bizans’ta, Endülüs’te ve Balkanlar’da farklı din dil, kültür, ırk ve etnik kökenden gelen halkları bir arada ve birbirlerini yok etmeden yaşatmış ve yönetmiştir.

Yaşadığımız dünyadaki savaşları ve orada esirlere yapılan insanlık onurunu ayaklar altına alan, akla hayale gelmeyen muameleleri göz önünde bulundurduğumuzda, bunların İslâm Peygamberi’nin uygulamalarıyla kıyas kabul etmez oldukları görülmektedir/anlaşılmaktadır.

Hz. Muhammed (s.a.s.), gerek aile içi şiddeti gerekse toplumsal şiddeti, söz ve davranışlarıyla engellemiş ve aksi davranışlar hususunda insanları sürekli ikaz etmiştir. Bunlar içerisinde bulunan örnekler, modern hayattaki aileler için birçok dersleri ve modelleri içerisinde barındırmaktadır
Logged

"Hissedilerek yazılanlar, hissedilerek okunurlar"
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Istatistikler
Üye: 11184
Mesaj: 946
Konu: 829

Son üyemiz Mr. Baysal, DinKulturum.com'a Hoşgeldin!
[Daha fazla istatistik]
© DinKulturum.com 2008-2009 Tüm Hakları Saklıdır!
Hakkımızda | Reklam | Kullanım Sözleşmesi | İletişim | Arşiv | ror | urllist | xml gz | ror | xml | urllist | xml |
Din Kültürüm ücretsizdir, yayınlanan materyallerden tam olarak faydalanmak için üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
Din Kültürüm hızla büyüyen ve paylaşım esasına dayana bir sistemdir, lütfen katkı gösteriniz. Katkı göstermeye hemen başlamak istiyorsanız burayı okuyunuz.
Din Kültürüm'de yazdığınız herşey anında yayınlanmaktadır, bu açıdan lütfen döküman ve yazılarınıza itina gösteriniz.

 dev
Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC